Sanat mı Sanatçı mı ?

Ünlü bir ressam, sergisinin en gözde eseri üzerine menajeri ile konuşuyordu ayaküstü. Resmin, merhum annesini anlatan soyut bir çalışma olduğunu söylemesinin yanı sıra, eseri ancak resmin aslında ne demek istediğini anlayan ve bütün servetini bu resim için harcayacak olan kişiye satacağını söylemişti. Oldukça iddialı bir rakamdı bu ve ön şartı da vardı üstelik resmin aslında ne demek istediğini anlayan bir müşteri. 

​Gelen konuklardan resmin önünden akıp geçen kimse resmin aslında ne demek istediğini anlayan olmamıştı ve bu konuda ümidini belki de yitirmek üzere olan ressam, bir süre sonra küçük bir erkek çocuğunun resmin önünde dikildiğini fark etmiş ve yanına yaklaşmıştı. 

​“Evlat, resmi beğendin mi?”

​“Çok beğendim”

​“Peki bu resim sana neyi çağrıştırıyor?”

​“Annemi”

​Bu cevap ressamı oldukça memnun etmişti. 

​“Bu resim için kaç para vermek isterdin?”

​“Bütün servetimi”

​“Ne kadar servetin var peki?”

​“Bir sakız, birkaç sent bozukluğum ve iki naneli şekerim”

​“Tüm servetin bu mu yani?”

​“Evet”

​“Bence yeterli evlat, bu resim senindir, al ve annene sevgilerimi de ileterek hediye et”

​Menajer duruma müdahil olmuş, isteksiz olduğunu ressama da belirtmişti, ressam resmin aslında ne demek istediğini anlayan ve bütün servetini veren bu çocuğa, tabloyu vermek için bütün şartların uygun olduğunu söylemiş ve resmi hediye etmişti. 

​İşte sanat bu ince ruhun üstüne nakşedilmiş duygu temaşasıdır. “Sanat için” bir bahane, bir gösteriş budalalığı tutulması, tekdüzelik yokuşunda çıkıntılık etmek değildir sadece. Bir çocuğun önyargısız dayanışması ile barışmak, insan kâinatı içerisinde pusula yağmuru olmaktır. Yoksa neyi sevk ve idare edeceğiz gerçek sanatın içerisinde yaşayan diğer eserler olarak? 

​Bir müellif ola ve sanmaya ki elifin elinden tutarda kelimeleri raks ettirir, bir b’nin sesi olamaz iken. Bir müellif ola ve sanmaya ki kendi kalem iken kalemi tutan el kendi elidir. Bir müellif ola ve sanmaya ki söz gönülde gelmiyorsa, gönle gider. 

​Şimdi bir es ver yaşamaya, çekil inzivaya, daldır mürekkebi gönül okyanusuna, yazılanı kendine okut evvela. Zira en derin sensin ve en derinde vurgun yenmeyen âlemindesin, içindeki mana incilerini söze döker, kalbini gerekirse söker, insan için kendinden vazgeçersin. Buna ilham deseler de diğerleri diğer gam kardeşim, sen müellifsin. Okumaz insanlar ülkesinde ne bir şehirsin, ne bir semt, ne bir sokak… Eğer yazacaksan bilesin, sen bir evdeki eşiksin, içeri gelene hoş geldin, dışarı çıkana Allaha ısmarladık kadar gücün, anlayana anlatacak kadar cürmün, kelamın kadar servetin var bilesin yazar kardeşim.