Gerçek Kalem Yaşatır 

Aysız gecelerin çatılara düştüğü gecelerde, gözlerin son feriyle yazılan satırlar bir hayat hikâyesi anlatırken edebiyat tadında, bazen kısa ömürlerin uzayan işkencelerinde kabararak bir roman olacak veya isyan edercesine bıkıp usanıp özüne inip ezelden ebediyete haksızlıkları bir şiirin mısralarına sıkıştıracak… 

‘‘Bir gün doğsa karanlığın içinden’’ diyerek… 

Ve devam edecek şiir gücünde, edebiyatın süsüyle ve okunma diliyle… 

 

Bir baca tütse mutluluğun çağrısında,

Bir çocuğun bağırtısında sussa ağıtlar, 

Gözyaşları sulasa zalim kalpleri,

Biraz vicdan, biraz insanlık, biraz hak olsa…

 

Veya belki de, Temmuz sıcağında salkım söğüdün gölgesinden ilham alan bir çocuk, kaybettiği annesini anımsatacak gölgelerin serinliğinde, onun şefkatiyle buluşacak, içini dökecek, içine söylenerek ve hayretle şiir gibi konuştuğunu fark edip duygularını kağıda dökecek geleceğin yazarı olarak…

“Seninle oturduğum salkım söğüdün altındayım şimdi anne, gölgelik öylesine serin ki başıma güneş geçmeyecek, sakın endişelenme! Zaten salkım söğüt ağacı da yavaşca sallanıp duruyor esintisiyle! Sanki senin ruhun onun içine girmiş gibi!”  

İşte böyle… Yazılan her satır veya mısra; yaşanılanı, yaşanacakları geçmişten geleceğe örnek olarak taşırken, dünyada ki milyarlarca insanın farklı hikâyeleri, insanlığın ortak duygularında buluşacak. Acı, nefret, sevgi, merhamet gibi…Yazılanlar sadece bir hikâye olmaktan çıkıp, insani felsefelerin, yaşamın içindeki gerçek kanıtlarıolarak yine insanlığa sunulacak. 

Kötülüğün anlatımı; kötüleri kendilerinden utandırırken… 

İyililerin gücü kuvveti, İyiliğin anlatımı olacak… 

Aşk anlatılacak; sevgiyle dolan kalplere, papatya yaprağında umut sunarken…

Merhametle aydınlanan dünya anlatılacak insanlığa; sonra birileri diğerlerini yerden kaldıracak… 

Yani ;

Bir roman; bir hikâye değil sadece,

Şiirin ; besteli bir mısra olamadığı gibi… 

 

Bu yüzden; Allah’ın lütfundaki yeteneğin sahibi olan kalemler, popüler edebiyatın kartelleşmiş düzeneği içinde kaybolup gitmemeli… 

Kara düzeni, düzeltmeye çalışan neferler, daha çoğul, daha özgün, daha özgür, daha cesur, daha hevesli olmalı ki; yazarlığın amacındaki, hayati ölçeklendirme ve mukavemet gerçekleşebilsin… 

 

Aksi takdirde yozlaşmış, popülist edebiyat kelime anlamında genç cümlelerden mahrum kalarak, içinde bulundukları ve belki de artık alıştıkları, kartelin menfaat hastalığıyla çürümüşlüğe doğru yürüyecektir…

 

Bu ise insanlık için en büyük tehlikelerden birisidir ve yazarlığa ihanettir. 

 

Çünkü kalem kılıç olsa da, öldürmek için değil, yaşatmak içindir.